Sanırım 24,5 yıllık kısacık hayatımın EN her şeyi tükettiğim, EN artık hiçbir şey bırakmadığım ve EN tatminsiz günlerini yaşıyorum. İçimden hiçbir şey yapmanın, kimseyi görmenin, hiçbir yere gitmenin gelmediği tuhaf tuhaf günler. Olay şu ki, bu ben değilim. Beni tanımayan insanlar bile bilir sürekli neşeli, mutlu ve hareketli olduğumu. Beynimde blu çağındaki ergen gibi binlerce cevapsız soru var ve beni tüketen şeye çare bulmak bir yana, henüz onun ne olduğunu bile bulamıyorum. Aşk acısı, can sıkıntısı, maddi/manevi sorunlar vs. vs. olsa çözersin; ama bu öyle bir şey de değil. Hiç hayatta yapacak hiçbir şeyin kalmamış gibi hissettin mi? Ben hissettim. Normal -olması gerektiği gibi olan- insanı mutlu eden hiçbir şeyle mutlu olmamaya ne zaman başladım? Annem geçen gece anti depresanın dozunu arttırdığımda “Senin bu hayatta mutsuz olmaya hakkın yok. Her şeye sahipsin, çok güzel bir hayat yaşadın, yaşıyorsun ve yaşayacaksın.” dedi. Haklıydı. Harika bir arkadaş çevresine, sürekli etrafımda dört dolanıp gözümün içine bakan adamlara, istediğimden daha fazla paraya, canımın istediği her şeyi elde etme lüksüne sahiptim; ama daha zor ve daha fazla olanına değildim.
Değilim.
Düşündüm de hayatta beni en çok tüketen şey hayal kırıklığına uğramak sanırım. Birilerine, bir şeylere güvenip yanılmak beni en çok yıpratan şey. Çünkü hayatta artık hiçbir duyguya, güzelliğe, saflığa inanmayan biri olarak BENİM BİRİLERİNE İNANMAYA İHTİYACIM VAR. Ve ne zaman inanmaya yaklaşsam yine başa döndüğümü hissediyorum. Bunu aşk hayatımla sınırlandırmıyorum. Aile, arkadaş, sevgili..vs. her anlamda bu hayal kırıklığıyla eskiye oranla daha sık karşılaşmaya başladım. Hızla tükettiğimiz duygularımızın arasında birilerini harcamayı bırakmadıkça bunun beni daha farklı noktalara getirmesinden o kadar korkuyorum ki, zaten kalbim olmadığını sanırken olduğunu fark ettiğim şu günlerde bile hala anlam vermeye çalışıyorum. Neden aslında öyle düşünmediğimiz şeyleri öyle düşünüyormuşuz gibi söylediğimizi bilmiyorum; ama bunu bizzat ben de yapar olduğum için karşımdakilere kızamıyorum.
Hayatım boyunca bazı insanların arasında özel bir bağ olduğuna inandım ben. Birbirlerinin hayatlarına gireceklerini ilk görüşmelerinde anlar bu insanlar. Ve inanın bir gün bir yerde muhakkak karşılaşırlar. Anlamadığım bu kadar özel olan, nadir bulunan bir şeye sahip olduktan sonra istenilen boyutta gitmese bile bunu buruşturup atmak nasıl bir kafa? Yanılmayı, hata yapmayı, hatta vazgeçmeyi anlayabiliyorum; ama daha başında ikili iletişime dayalı bir olayı sonunda nasıl kör, sağır ve dilsiz bir hale getirebildiğimize inanamıyorum. Defalarca yaşadığım bir sorun bu, kimi zaman benden kimi zaman karşımdakinden kaynaklı. Defalarca aldatılmış bir kızcağız olarak aldatılmayı bile kaldırabiliyorken bu hayal kırıklığını kaldıramıyorum. Ne düşündüğünüzü, artık istemediğinizi ve bu işin düşündüğünüz gibi gitmediğini söylemek bu kadar zor olmamalı. En önemlisi yetişkin insanlar olarak yaptıklarınızın/yapacaklarınızın sorumluluğunu almak zorundasınız. Günün birinde başka birinin basiretsizliğinin de size acı vermemesi için hayat bu şekilde gitmeli.
***
Zaman zaman başına minik minik olaylar gelir. Normalde rahatlıkla başa çıkabileceğin, kafaya bile takmayacağın şeyler… Bir gün için o kadar yorulur ki normalde sivrisinek vızıltısı gelecek bu olaylar seni bir anda dibe vurdurur. O kadar dibe vurmaktan bahsediyorum ki, aşağısının kapkaranlık olduğu ve senin tek başına hissettiğin bir dip orası. Bana da o oldu. Aynı anda hayatımdaki bir sürü şey çöktü. Bu bir süreç biliyorum, ve bunu yaşamam gerektiğini hissediyorum; ama sonra yaşamak zorunda olmadığımı düşünüp “N’oluyo ya?” dediğim bir an geliyor. İşte o anda sapıtıyorum. 20 gündür sanırım “asla” dediğim her şeyi yaptım. Ve hiçbir şey hissetmez oldum. Yine de umutsuzluğa kapılmadım desem? Güvenebileceğim birilerinin var olduğunu biliyorum, hatta halihazırda hayatımda bile var onlardan. İnsanoğlu negatif duygulara daha duyarlı olduğundan alışmışız bardağın boş tarafını görmeye, BEN DOLUSUNU GÖRÜYORUM. Ama merak etmeyin, içerdeki boşluk baki.
Bu olanlardan neler öğrendim:
- Saygıdan ve öneminden bahseden insan genellikle en saygısız insan oluyor.
- Alkol değil; karşındakinin zaaflarını biliyor olmak sana her şeyi söyletiyor. Alkole suç atma.
- Bir insanı kandırmak çok çok çok kolay. Kanmıyorsa onda bir tuhaflık var.
- Hayal kırıklığına alış, daha çok karşılaşacaksın.
- Zaman ilerliyor, büyüyor ve değişiyorsun. Hiçbir zaman 10 sene önce hissettiklerini 10 sene sonra aynı şekilde hissedemezsin; ve sandığının aksine bu iyi bir şey.
- Yaptığın hiçbir şeye pişman olma; yaşadığın her şeyin bir nedeni var.
- Ruhu çürük insandan uzak dur, özellikle de parlıyorsan.
Ben öğrendim, umarım sen de öğrenirsin.
Ne yazdım bilmiyorum, ikinci kere de okumuyorum.
Bugün aklıma bunlar geldi.